Tangram | Bulanık Sularda Yüzmek
20 yıldır yönetim, teknoloji, yenilikçilik, organizasyon ve verimli kaynak kullanımı konularında müşterilerimizin çözüm ortağı olarak hizmet veriyoruz.
15878
post-template-default,single,single-post,postid-15878,single-format-standard,ajax_fade,page_not_loaded,,qode-title-hidden,qode-theme-ver-9.5,wpb-js-composer js-comp-ver-4.12,vc_responsive

Bulanık Sularda Yüzmek

Bulanık sularda yaşam farklıdır. Alışagelmiş duyu organları işe yaramaz. Hatta yanıltıcıdır. Bulanık sularda yaşayan canlılar hayatta kalabilmek için farklı duyu organları ve farklı algılama sistemleri geliştirmek zorundadır. Gözler işe yaramaz çünkü görülecek birşey yoktur. Görüntüler bölük pörçük, hayaletimsidir. İleriyi görmek mümkün değildir. Bulanık sularda ne tür tehditlerin kol gezdiğini, avın nerede olduğunu alışılageldik algılama yöntemleri ile görmek mümkün değildir. Hangi yönün doğru yön olduğunu da kestirmek zordur.
Bulanık su, orada doğmuş, büyümüş canlılar için doğal ortamdır, evdir. Geçirdiği evrim görme duyusunun azalmasına karşılık diğer duyularının gelişmesini sağlamıştır. İleriye uzanıp dokunmasını sağlayacak bıyıkları, antenleri, duyargaları vardır. Kulakları sadece sesi değil, titreşimleri de algılar. Tıpkı derisi gibi. Bulanık su canlıları için gece ya da gündüz farketmez. Önlerini görmeleri için ışığa ihtiyaçları yoktur. O yüzden gözleri kapalı yollarını bulurlar bulanık sulardan oluşan evlerinde. Güney Amerika’ya özgü bir balık türü, yaşadığı bulanık sularda yönünü tayin etmede ve türdeşleri ile iletişim kurmada yaydığı zayıf elektrik akımından faydalanır. Rahatsız olmaz, tedirginlik hissetmez, paniğe kapılmaz. O evindedir. Tehdit altındaki mürekkep balığı için bulanık su hayatta kalma ile eş anlamlıdır. Su bulanık değilse özellikle bulandırır mürekkebini püskürterek. Hayatta kalma savaşından galip çıkabilmek için doğanın ona bahşettiği bir çözümdür içinde taşıdığı mürekkep torbacığı.

Oysa temiz sularda yaşamaya alışmış canlıyı bulanık suya bıraktığınız zaman alıştığı duyu organlarının ve algılama yöntemlerinin geçerliliğini yitirmesi yüzünden derin bir panik yaşar. Yönünü şaşırır, izini kaybeder. Daha da kötüsü temiz suların korkulan avcısı bulanık suların ürkek avı haline gelir. O zayıftır artık.

İçinde yaşadığımız dönem bulanık sular gibi – hedeflerimizi şaşırtıyor, normal çalışma biçimlerimiz geçerliliğini yitiriyor. Kriz dönemleri, belirsizlik dönemleri – kimileri için fırsatlar dönemi, kimileri için korkulacak zamanlar. Kimi hazırlıklı olmanın, bulanık suya alışık olmanın verdiği rahatlıkla avının izini sürüyor, kimisi temiz sudan bulanık suya geçmenin tedirginliği içinde paniğe kapılıp kaçıyor, zayıf düşüyor. Kriz bir felaket anı değil, bir dönüm noktası, bir değişim süreci. Bu süreçte alıştığımız iş yapma biçimleri değişiyor, başarı kriterleri farklılaşıyor. Lider olmak da zorlaşıyor değişim dönemlerinde. Vizyonu geniş, gelişmeye açık, değişimi değişmek zorunda kalmadan görüp önceden değişerek önlem alan liderler hayatta kalabiliyor. Ancak bu liderlerin takipçilerinin yaşama şansları var. Krizden ancak yeni stratejiler, yeni iş yapma biçimleri geliştirenler başarı ile çıkıyor, bulanık suda yaşamı bir fırsat, bir avantaj haline getirenler hayatta kalıyor.

Değişim zamanlarında alışageldik iş yapma biçimini sürdürmenin yarattığı tehlikeyi anlatan bir fıkra ile noktalamak istiyorum konumuzu:

Dört acemi avcı usta avcı Temel’e gelip yalvarıp yakarmışlar birlikte ava çıkmak için. Temel bir süre nazlanmış, bakmış ki kurtuluş yok, kabul etmiş. Çıkmışlar yola. Ormanda bir delik görmüş Temel. “Yatın uşaklar” demiş “Pu pir tavşan koviğidur”. Acemi avcılar kendilerini yere atmış. Biraz beklemişler, delikten bir tavşan çıkmış, acemi avcılardan biri vurmuş tavşanı. Herkes memnun, yola devam etmişler. Bir süre sonra biraz daha büyük bir deliğin önüne gelmişler. “Yatın uşaklar” demiş Temel. “Ha pu pir tilki yatağidur.” Acemi avcılar gene kendilerini yere atmış. Biraz beklemişler, delikten bir tilki çıkmış, acemi avcılardan biri vurmuş tilkiyi. Herkes müthiş keyifli, kalkıp yola devam etmişler. Bir süre sonra biraz daha büyük bir deliğin önüne gelmişler. “Yatın uşaklar” demiş Temel. “Ha pu pir ayı inidur.” Acemi avcılar gene atmış kendilerini yere. Biraz beklemişler, delikten kocaman bir kara ayı çıkmış, acemi avcılar vurmuşlar ayıyı. Acemi avcılar keyiften dört köşe, Temel’in sırtını sıvazlıyorlar, “en büyük sensin” diye. Gene yola devam etmişler. Bir süre sonra daha da büyük bir deliğin önüne gelmişler. Temel durmuş, deliğe bakmış bir süre, sonra dönüp “Yatın uşaklar” demiş. “Punin ne deliği oldiğinu pilmeyrum ama ne çıkarsa fuririz da.”
Acemi avcılar yatmışlar boylu boyunca. Ertesi gün gazetede manşet “Beş avcı tren altında can verdi.”

Gününüzün keyifli geçmesi dileği ile…